İşin doğrusu, bu vize meseleleri biraz netameli işlerdir. “Hadi Avrupa’nın, ABD’nin bize vize koymasını anladık da, bu Ruslar kim oluyor da bizden vize istiyor!” diye çıngar çıkarın. Biz onlara havaalanında iki dakkada vermiyor muyuz vizelerini? Hatta Putin bile, “Türkiye’de vize sorunu yok. Yıllar evvel ben gittiğimde de pasaportuma ‘şlop’ diye damga vurdular, kimse nereye gidiyorsun diye sormadı, iki hafta dinlendim” diye hakkımızı teslim etmemiş miydi?

Bu vize işi biraz kafa karıştırabilir. Mesela Schengen ya da ABD vizesi alabilmek için haftalar önceden davet mektupları istetirsiniz, şirketinizin kırk belgesini noter tasdikli hazırlatırsınız, banka hesaplarınızı, tapularınızı çıkartır, icabında gıkınızı çıkarmadan saatlerce vize kuyruğunda beklersiniz. Konsolosluk görevlisi uygun görüp de sizi sorgu-sual için görüşmeye çağırdığında içinizden habire üç “kulhuvallah” bir “elham” okur, “Ya vize vermezlerse” diye tir tir titrersiniz. Turist vizesi alıp New York veya Berlin’deki bir fuara işadamı olarak gitmek aklınızın ucundan bile geçmez. Çünkü, yalanınız ortaya çıkarsa havaalanında aynen geri çevrileceğinizi, kara listeye adınızın kazınacağını ve bir daha da size vize verilmeyeceğini bal gibi bilirsiniz..

Ama adres Avrupa değil de Rusya olunca gevşeyin. Sıkıntıya girmeyin. Uçuş bilet tarihinizden bir gün önce bile vize başvurusunda bulunsanız olur. Gerçi işadamısınız ve ticari vize almanız lazım ama kasılmaya ne hacet var? “Ticari vize” almak isterseniz günlerce, haftalarca beklemeniz gerekecek. Moskova’dan davet yollanacak, siz onu bekleyeceksiniz, geldi mi gelmedi mi stresi yaşayacaksınız, bir sürü ekstra belge hazırlamanız gerekecek. Rusya için buna değer mi?

İstiklal Caddesi üzerindeki bir oda, bir masa, bir telefon ‘turizm acentaları’ndan birine pasaport yollatıp, üç kuruş ödeyip anında “turist vizesi” almak varken… Moskova’nın hangi çıkmaz sokağında olduğunu kimsenin bilmediği, çoğunlukla haritada yeri olmayan uyduruk otellerden alınma ‘voucher’ ile ertesi günkü uçağa kurulup Moskova’ya kuşlar gibi uçmak varken…

Havaalanındaki Rus görevli sual ettiğinde, “bizınısmen” olduğunuzu söyleyin. Pasaport polisi, “Peki birader sen işadamısın ama vizen turist vizesi. Bu vizeyle Rusya’ya iş amaçlı giremeyeceğini bilmiyor musun? Bunun suç olduğundan haberin yok mu?” diye sorduğunda direnin. Önce diliniz dönerse, “Ya nye znayu po Russkiy” ya da kestirmeden “No Ruskiy” deyip, “Türkçe gonuş, vatandaş anlamıyor” mesajını iletin. Mesaj alınmazsa, 1. maddedeki esasları hatırlayın ve Rusları aşağılamaya devam edin. “Bu adamın maaşı kaç kuruştur ki! Pasaportun arasına bir 50 dolar koyayım da bıraksın beni” diye cinlik yapın.

Polis pasaportunuza el koyup sizi bir kenarda saatlerce bekletmeye başladığında feryat figan edin. Telefonunu biliyorsanız Türk Büyükelçiliğini arayın ve “Kardeşim burada bir Türk vatandaşına eza cefa yapılıyor. Siz orada parmağınızı bile kıpırdatmıyorsunuz! Sizin maaşınız benim vergilerimle ödeniyor. Yazıklar olsun. Türk vatandaşlarına Rusya bile bunu yapabiliyorsa pes. Benim Ankara’da ne tanıdıklarım var biliyor musun? Gelip beni kurtarın yoksa hepinizi Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki büyükelçliğe göndertirim” diye bas bas bağırın.

Kendinizde suç aramayın. Neden usulüne uygun doğru dürüst vizeyle gelmediğinizi kendinize sormayın. Bir gram bile suçluluk duygusu hissetmeyin. Suçu her zaman olduğu gibi “başkalarında” arayın. Zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkın. “Ruslar zaten Türk vatandaşlarına her zaman zorluk çıkartıyor, diğer ülke vatandaşları elini kolunu sallayıp gümrükten geçiyor” diye sızlanın. Aynı cümleleri Şeremetyova Havaalanın’da, farklı dillerde olmak kaydıyla onlarca ulusun mensuplarının da sık sık kurduğunu hiç düşünmeyin.

Suat Taşpınar’ın Rusya’da Başarısız Olmanın Yolları kitabından alıntıdır. Rusya ziyareti planlayanların okuması şiddetle tavsiye olunur. Kitabı, Türkiye’de şuradan sipariş edebilirsiniz.