Diyorlar ki, “Rusya kanunlarına göre bir yabancı, hiçbir Rus ortak almaksızın, kendi başına istediği şirketi kurabilir. Bunun yabancı ülke vatandaşı için yarattığı ekstra zorluk yoktur. Aksine, ileride ortaya çıkabilecek olası sorunların önüne geçilmiş olur.”

Ama sen bildiğini yap. “Ben burada bir yabancıyım. Kendi adıma iş yaparsam başım belaya girer, mafya kapımı çalar. En iyisi bir Rus’un adına yapayım. Memleket onun. O zaman her şey daha sorunsuz yürür” de.

Moskova’ya gelişinin henüz birinci haftasında tanıştığın ve halvet olduğun ilk kız arkadaşının adına, ya da onun “amcaoğlu”nun adına yap şirketi. Malları getir, anlaşmalar yaptır. Üç gün sonra kızla papaz ol. Bir bak ki ne şirket kalmış ortada, ne depo, ne mal!

Eteklerin tutuşmuş halde Büyükelçliliğin, avukatların, bulabilirsen kahramanımız Cem Tezelman’ın kapısını çal. “Kurtarın beni abilerim, ablalarım” diye ağıt yak. “Ama kardeşim yasal olarak senin bu

şirketle de, bu mallarla da en ufak bir illiyet bağın yok. Hiçbir hak iddia edemezsin. Geçmiş olsun. Rusya’ya bir koyup üç almaya gelmişsin ama netice itibarıyle üçün birini almışsın” denildiğinde kalp sektesine uğra. Ama öyle hemen kendini bırakma. Bak “Rusya’da nasıl batılır?” üzerine bir tez konusu olmaya adaysın artık. Daha ne olsun?

Özel günleri hiç hatırlamayın!

Bu Ruslar alem bir millettir. Özel günlere, bizim hiç alışık olmadığımız kadar önem atfederler. Mesela bir Rus’un hayatındaki en mühim gün doğum günüdür.

Vaktiyle bir röportaj sırasında dostum, işadamı, Troy Group’un patronu Cüneyt Vardar’a şakayla karışık sormuştum, “Bir Türk işadamı Rusya’da başarısız olmak istiyorsa ne yapsın?” diye. O zamanlar böyle bir kitap yazacağımı, bu faideli bilgileri halkımızla paylaşacağımı hiç düşünmemiştim bile. Ama bakın keser döndü sap döndü, gün geldi hesap döndü ve o bilgiler “altın” kadar kıymetli oldu. Cüneyt Vardar şöyle demişti: “Başarısız olmak istiyorsan çok basit. İşvereninin doğum gününü unut, yeter!”.

Gerçi o röportajda Cüneyt bir başka ‘baba’ laf daha etmişti: “Rusya’da suyun üstünde yürüyebilirsiniz, yeter ki taşların nereye döşeli olduğunu bilin” diye. Ama bu söz de tıpkı Cem Tezelman’ın öğütleri gibi, bizim işimize yaramaz. Aksine hayatımızı zorlaştırır. Biz başarısızlık yolunda emin adımlarla yürüyoruz.

O zaman neymiş? Demek ki doğum günlerini unutacağız. Biz kendi anne babamızın doğum gününü bile bilmiyoruz ki kardeşim, elin doğum gününden bize ne?

8 Mart Kadınlar Günü’nü de unutacağız. Her ne kadar Rusya’da o gün hayat dursa, her kadına muhakkak bir çiçek verilse, işyerlerinde muhakkak bir gün önce kutlama yapılsa da.

Yılbaşını da unutacağız. Ne personelimize, ne Rus müşteri ve partnerlerimize hediye vereceğiz. Yine Rus adeti olduğu üzere, kerameti kendinden menkul bu günlerde ofisimize parti vermek isteyecekleri için hazırlıklı olacağız, direneceğiz.

Bir kere öyle işyerinde içki içip, şampanya patlatıp dans etmek bizim kitabımıza uymaz. Bu kadar laçkalığa göz yumulmaz. Laçkalık gerekirse bizzat bir yaratabiliriz. Gözümüze kestirdiğimiz personeli mesaiye bıraktırıp ‘yakınlaşabiliriz’. Bunu dışarıda yapmanın maliyeti yüksektir. Oysa personel, adı üstünde, zaten maaşınız ödediğimiz kendi ‘malımız’.

Ayrıca bu doğum günleri ve diğer özel günler işyerinde motivasyonu ve verimliliği arttıran faktörlerden sayılır. Bununla da bizim işimiz olmaz!

Suat Taşpınar’ın Rusya’da Başarısız Olmanın Yolları kitabından alıntıdır. Rusya ziyareti planlayanların okuması şiddetle tavsiye olunur. Kitabı, Türkiye’de şuradan sipariş edebilirsiniz.